Gazeteciliğin Dev İsmi Uğur Mumcu’nun Gazeteciliği Tanımladığı Yazı
Gazeteciyi nasıl tanımlarsınız? Kimdir gazeteci, ne yapar? İşlevi nedir? Gazeteci, her konuda fikir ileri süren, her şeyi bilen insan demek midir? Hayır. Nereden bilecek gazeteci her şeyi?
Ben kendime göre bir tanım yapayım:
– Gazeteci, haber ve bilgi kaynağına en çabuk ulaşan ve bu kaynaklardan edindiği bilgi ve haberleri okurlara sunan insan demektir.
Günümüzde sarı basın kartlarının ardına gizlenip devlet kapılarında ve belediyelerde “ihale takip eden”, bankalardan aldıkları kredilerle milyarlar vuran, düzmece belgelerle gazetelerini ve devleti dolandıranlar da var.
Hem bunlar var, hem Osmanlı İmparatorluğu’ndaki “mabeyn katipleri” gibi, gazetecilik adına hükümetlere, konutlara ve köşklere tutanak katiplikleri yapanlar da!
Üstüne üstlük, Türk basını “tekelcilik” tehlikesi ile karşı karşıyadır. Türkiye’de gazete okuru sayısı da pek parlak bir grafik çizmiyor. Okur sayısını dünya ölçeklerine vurduğunuz zaman, iç karartıcı tablolar ile karşılaşıyorsunuz. UNESCO, bir ülkenin gelişmiş sayılabilmesi için her 1000 kişiden 100 kişinin gazete okuru olması ölçüsünü getiriyor. Bizde bu sayı, binde 58’dir.
Türkiye’de bu konuda hiçbir kural yok; gazete dergi ve televizyon kanalları ile tam bir tekelleşme sürecine giriyoruz.
Cumhuriyet gazetesinde dramatik serüvene sokulan grup, gazeteyi milyarlık borç batağına sürükleyip kaçtıktan sonra benim görevim, güç durumda olan eski gazeteme koşmaktır.
Nazım Hikmet’in en çok sevdiğim şiirlerinden biri “Ve kavga bittiği zaman / Ne çiftlik sahibi oldu ne apartman / Kavgadan önce Kartal’da bahçıvandı / Kavgadan sonra Kartal’da bahçıvan” diye biter.
Cumhuriyet gazetesindeki “kavgadan sonra” ben, yine eski görevime kaldığım yerden devam edeceğim.
Borç batağına sokulan ve tirajı 40 binlere inen gazetede, ellerimize dikenler de batsa, görevimiz; okurlarımıza, yediveren bağımsızlık güllerini sunmaktır.
24 Ocak 1993’te Ankara’da uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybeden gazeteci Uğur Mumcu’nun bu yazısı ilk kez Milliyet gazetesinde 3 Mayıs 1992’de yayımlandı. Yazıyı, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı‘nın izniyle aynen aktardık.